Kuir-feminist sanatçı Şafak Şule Kemancı: Varoluşumuzu kutlamak istiyorum 

Kuir-feminist sanatçı Şafak Şule Kemancı: Varoluşumuzu kutlamak istiyorum 

T24 LogoT24 Logo
Söyleşi

Sanatçıyla Depo İstanbul’daki “bütün kuşlar benim bahçeme gelir” sergisi üzerine söyleşi  

12 Temmuz 2021 00:30

Şafak Şule Kemancı‘yla söyleşimizi sanal ortamda, ilk kişisel sergisinin açılmasına bir hafta kala yapıyoruz. “bütün kuşlar benim bahçeme gelir” geçtiğimiz haziran ayının ortalarında Depo İstanbul’da sanatseverlere kapılarını açtı ve ağustosun başına kadar devam edecek.* Sınır/sız ekibinin** işbirliğiyle düzenlenmiş olan bu sergi özellikle İstanbul’un renkli LGBTİ+ Onur Haftası’na denk getirilmek amacıyla bu tarihte açıldı. 

Şafak Şule Kemancı (Fotoğraf: Nazlı Erdemirel)

Kemancı bilgisayarımın ekranında belirdiğinde, İstanbul’daki salonunda, masasının başında. Biraz ötede, bir koltuk, arkasındaki duvara asılmış çerçeveli minik resimler ve hemen yanı başında bir taburenin üstünde bakımlı bir sarmaşık görüntü alanımın içerisinde.  

Şafak Şule Kemancı, İsimsiz, 2020, polimer kil, 16 x17 cm
(Fotoğraf: Nazlı Erdemirel)

“Londra’da büyüdüm ve orada şekillendim diyebilirim”

“Evde bütün dolaplar, her yer ağzına kadar işlerle doldu” diyor bir an için ojeli parmaklarını alnının hizasında tutarak. Kemancı bunu söylerken hem heyecanlı hem de tatlı bir yorgunluk içerisinde gözüküyor. Ardından cep telefonunu masadan alarak bana sergilenecek bazı işlerini göstermek üzere oturduğu yerden kalkıyor.  

Sanatçı, İstanbul’da lise eğitimini tamamladıktan sonra Londra’da hâlâ ikamet etmekte olan babasının yanına taşınır. Central Saint Martins College’de tekstil tasarım üzerine eğitim aldıktan sonra Goldsmiths Üniversitesi’nde plastik sanatlar üzerine master yapar. Ona sohbetimizin ilerleyen bir safhasında Londra’da geçirmiş olduğu kapsamlı sürecin onun sanat gelişimini ne kadar etkilemiş olduğu sorusunu yönelttiğimde bana şöyle yanıt veriyor:  

“17 yaşında, liseyi bitirir bitirmez Londra’ya taşındım ve 20 yıl boyunca orada yaşadım. Londra’da büyüdüm ve orada şekillendim diyebilirim.”

Şafak Şule Kemancı, İsimsiz, 2021, karışık malzeme, 100×120 cm
(Fotoğraf: Nazlı Erdemirel)

Kuir-erotik imgeler içeren göz kamaştırıcı duvar kâğıtları 

Kemancı’nın sanat pratiği dokusal çeşitliliklerle dolu: Çoğunlukla hobi malzemesi olarak kullanılan polimer kil hamurundan egzotik, kurgu bitkiler; sarmaşıklarla, çiçeklerle ve yılanlarla sevişen özgür, çıplak bedenler; lateks, saten ve kadifeden yapılmış kocaman yumuşak bitki heykeller; simli dildoları resmeden davetkâr duvar halıları; vulvaları anımsatan cam altına boyanmış hipnotik çiçek desenleri ve kuir-erotik imgeler içeren göz kamaştırıcı duvar kâğıtları. 

Sanatçı üniversite yıllarında duvar kâğıdı tasarımı ve baskısına yönelir. Kemancı, ilk duvar kâğıdını Central Saint Martins College’de öğrenciyken, baskı üzerine özelleştiği son yılında, bir mezuniyet projesi olarak gerçekleştirir.

“Duvar kâğıdı bir protesto olarak başladı” 

Kemancı’nın kadın-kadına farklı sevişme imgeleriyle donattığı bu duvar kâğıdı o dönemin İngiltere’sindeki eşcinsellere yapılan sosyal ve hukuksal ayrımcılığa karşı bir protesto amacı taşımaktadır. Sanatçı, serigrafi tekniğiyle basmış olduğu ilk duvar kâğıdının arkasında yatan hikâyeyi bana söyleşimiz esnasında, yeri geldiğinde şöyle dile getiriyor:  

“O duvar kâğıdını 2000 yılında yapmıştım. O zamanlar İngiltere’de eşcinsellerin kendi evleri dışında, kamu alanı sayılabilecek –ki buna oteller de dahildi– başka mekanlarda cinsel ilişkiye girmeleri yasalar önünde hâlâ yasaktı. Eşcinseller yolda el ele yürüseler bile polis tarafından durdurulabilirlerdi. Bu yasaklar ancak 2003’te, o yıl İngiltere’de yürürlüğe giren yeni bir yasa sayesinde ortadan kaldırıldı. O aralar sözde açık görüşlü olan insanlardan hep şu yorumu duyuyordum: ‘Kendi dört duvarlarının arasında olduğu müddetçe, eşcinsellerin ne yaptıkları beni ilgilendirmez.’ Ben de dedim ki, o zaman gizli saklı olmak zorunda kalan cinsel hayatımı alıp duvarlara aktararak aleni hale getireceğim. Bunun için sevgililerimi ve arkadaşlarımı erotik pozlarda fotoğrafladım ve bu görselleri duvar kağıtlarına basarak sergiledim. Duvar kâğıdı olayı öyle başladı –bir protesto olarak.”

“bütün kuşlar benim bahçeme gelir” Depo İstanbul, sergi görüntüsü (Fotoğraf: Doğan Kemancı)

“Kendi içinde mutlu bir yaşam alanı yaratmak istedim”  

Ancak sanatçının ilk çalışmalarını tetikleyen bu protesto etme dürtüsünün yerini zamanla farklı bir eğilim alır.

“Yıllar geçtikten sonra ve başka bir olgunluğa varınca, işlerim cis-hetero insanlara derdimi anlatmaya çalışmak ya da düzene karşı başkaldırmaktan uzaklaştı ve tamamen (yüzünde berrak bir gülümsemeyle ellerini havaya açarak) kendimizi, varoluşumuzu kutlamaya dönüştü. O aslında çok rahatlatıcı bir şey. Benim için yol açıcı bir nefes oldu.”

Sanatçıya bilhassa şu aralar Türkiye’nin gündeminden pek düşmek bilmeyen, LGBTİ+ bireylerin sıkça maruz kaldıkları şiddet ve sistematik dışlanmaya değinerek, bu serginin özellikle böyle bir zamanda çok değerli bir yeri olduğunu belirtiyorum. Bunun üzerine Kemancı bana şu açıklamayı getiriyor:  

“Kendi içinde mutlu ve birine bir şey anlatma derdinde olmayan bir yaşam alanı yaratmak istedim.”

Şafak Şule Kemancı, Esra ve Özge, 2020, dijital baskı duvar kâğıdı, detay
(Fotoğraf: Nazlı Erdemirel) 

“Hikâyelerimizi anlatmamız gerekiyor” 

Kıvrımlı yılanların, egzotik bitkilerin ve kuşların tekrarından oluşan, barokumsu motiflerle süslü bir labirentte bir çiftin sevişme anlarını izliyoruz: “Esra ve Özge”. Bu duvar kâğıdı, sergi salonunda yedi metre uzunluğunda geçici olarak örülmüş olan yüksek bir duvarı boydan boya kaplıyor.

“Esra ve Özge arkadaşlarım. Bu duvar kâğıdı için onları fotoğrafladım. Çiftlerle daha önce de çalışmıştım. Onlarla çalışırken ben yönlendirmiyorum. İçlerinden ne geliyorsa onu yapmalarını istiyorum ve bir sürü fotoğraf çekiyorum. Esra ve Özge’yle de öyle oldu. Günlük hayata ait ve romantik bir senaryo olsun istedim. O yüzden mesela Özge’nin çorapları hâlâ var. Hikâyelerimizi anlatmamız gerekiyor, oradan yola çıkarak bu çalışmayı gerçekleştirdim.”  

Şafak Şule Kemancı, İsimsiz, 2021, karışık malzeme, 180×90 cm
(Fotoğraf: Nazlı Erdemirel)

“Domestik alana gönderme yapmak istemiyorum” 

Kemancı dokuz ay önce taşındığı ve sergide bulunan çoğu işini orada üretmiş olduğu Moda’daki evinin koridorundan bir odaya giriyor. Birkaç saniye içinde kocaman bir yumuşak bitki heykeli bilgisayarımın ekranını dolduruveriyor. Tuhaf bitki, pembe kadifeden dikilmiş upuzun dokunaçları anımsatan püsküllere sahip. Bana bu isimsiz çalışmanın sergi salonunda tavandan iple sarkıtılacağını belirttikten sonra, bitkinin tabanını göstermek amacıyla, koyu-yeşil, saten yapraklarının arasını açarak, “Altı beton. Ben bu tarz işlerimde hep beton kullanıyorum, sanki betondan çıkmış gibi oluyor bitkiler. Saksı yerine betonu tercih ediyorum çünkü domestik alana gönderme yapmak istemiyorum,” diyor sanatçı.

“Doğayı sorumluluğun olan bir sevgili konumuna getirmek” 

Çok yakından incelendiğinde, bu bitkinin erkeklik ve dişilik organlarını anımsatan kıvrımları da içerdiği fark edilebiliyor. Ekoseksüelizm bu serginin ana temalarından biri. Amerikalı bir seks isçisi ve seks eğitmeni olan Annie Sprinkle ve partneri Beth Stephens‘ın yaratmış olduğu, doğayı cinsel olarak arzulamayı da kapsayan bu akım, sanatçının cesur özgün eserlerine ayrı bir erotik boyut katıyor.

Kemancı’ya, onun sayesinde “ekoseksüel” terimiyle ilk defa karşılaşıyor olduğumu itiraf ettiğimde bana şu şekilde cevap veriyor:

“Çok güzel bir konsept aslında. Hep tabiat ana deriz ya, doğayı sana sürekli bir şeyler veren anne konumundan çıkartıp senin de ona karşı sorumluluğunun olduğu bir sevgili konumuna getirtiyor. Bu ilişki hem romantik hem de cinsel olabiliyor.” 

Ardından cam altına akrilik boyamayla gerçekleştirmiş olduğu vulva serisinden, bir masanın üstünde, yatay pozisyonda duran, balonlu naylonla çevrili, paketlenmeyi bekleyen bir çalışmasını benimle telefonunun ekranından paylaşıyor. Nasıl duvar kâğıtları İngiltere’de yaşadığı yıllarda, ilhamını oranın ev dekorasyon geleneğinden alarak ürettiği eserlerse, cam altı da Türkiye’ye 2012 yılında döndükten sonra yönelmiş olduğu bir çalışma tekniği.  

Şafak Şule Kemancı, Vulva serisi (1) 2021, cam altı akrilik, 50×70 cm
(Fotoğraf: Nazlı Erdemirel) 

“Sanatın o burnu büyüklüğüne karşı oyunumsu bir başkaldırı” 

“Daha doğuya ait bir teknik. Türkiye’ye tanıdık gelen bir zanaat olarak görüyorum. Ben zaten daha geleneksel, el sanatlarında kullanılan malzemeleri tercih ediyorum. İşlerim cinsellik ve kuir temalar barındırabiliyor ya da sert olabiliyor; malzemelerle konu arasındaki o kontrast hoşuma gidiyor. Geçmişte tuval üzerine de resim yaptım ama o beni o kadar heyecanlandırmıyor.” 

Sohbetimizin başında bana sanat üretimi yapmayı çocukken oyun kurmanın bir devamı olarak gördüğünü belirten Kemancı, şunu ekliyor: 

“Malzeme de oyunun bir parçası. Polimer kil hamuru, bir oyun ve hobi malzemesi olduğundan onunla işler üretmek hoşuma gidiyor. Öyle bir malzemeyle çalışmak aynı zamanda bana sanatın o burnu büyüklüğüne karşı hafif oyunumsu bir başkaldırı gibi de geliyor. Camın ise o ışıl ışıl parlaklığını çok seviyorum,” diye belirtiyor Kemancı gözlerini kısarak.  

“bütün kuşlar benim bahçeme gelir” Depo İstanbul, sergi görüntüsü
(Fotoğraf: Doğan Kemancı)

“Şıkır şıkır dev gibi yılanlar yatağımın altında”

Kemancı en son yatak odasına giriyor. Yatağının önünde eğilip “Şıkır şıkır dev gibi yılanlar yatağımın altında,” dedikten sonra, kendine doğru çekmiş olduğu büyük bir dosyayı açıp, bana yılanları gösteriyor. Son cümlesinin çoğu kişiyi ne kadar irkilteceğini bir an aklımdan geçirerek tebessüm ediyorum.  

Bu yılanlar şimdi Depo İstanbul’un giriş katındaki sergi alanına girer girmez eflatun bir duvara asılı halde seyirciyi karşılıyorlar. Sevişiyorlar gibi iç içe geçmişler –merkezi insan olmayan erotizm ve çok eşlilik gibi, sanatçının eserlerinde sık sık işlediği temaları bir arada barındırarak.

“bütün kuşlar benim bahçeme gelir” türlerin, bitkilerin ve cinsiyetlerin arasındaki sınırların akıcı hale gelerek gitgide flulaştığı, arzuların coşarak çölde ansızın açan rengarenk çiçekler gibi topraktan fışkırdığı, İstanbul’un tam göbeğinde ­–zamansız ve mekânız alternatif bir dünya sunuyor seyirciye.



* Şafak Şule Kemancı’nın “bütün kuşlar benim bahçeme gelir” solo sergisi İstanbul, Depo İstanbul’da 1Ağustos 2021 tarihine kadar açık olacak. 

** Sınır/sız Türkiye’deki LGBTİ+ örgütlenme deneyimlerinden gelen bağımsız aktivist/sanatçılar İlhan Sayın, Ozan Ünlükoç ve Metin Akdemir’den oluşur. Sınır/sız ekibi, Sınırsız (2018) ve Sınır/sız ALAN (2019) isimli kuir feminist sanatçıların yer aldığı karma sergiler hazırlamıştır. 

T24 Logo

© Tüm hakları saklıdır.

Kategoriler

Casino oyunları 3 site